İklim değişikliği bağlantılı riskler sigortalanabilir olmaktan çıkabilir

 İklim değişikliği bağlantılı riskler sigortalanabilir olmaktan çıkabilir

Swiss Re’nin yayınladığı Sigma raporu başta iklim değişikliği olmak üzere doğal afetler hakkında çarpıcı öngörüler içeriyor. Mevcut pandemi krizi ve insanlığı tehdit eden iklim değişikliği arasındaki paralellikleri ortaya koyan rapor, iklim değişikliğinin de önümüzdeki dönemde pandemi gibi sigortalanamayan riskler arasına girebileceğini, bunun engellenmesi için önlemlerin hızlı bir şekilde alınması gerektiğini vurguluyor. 

Küresel afetler artık hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Afetlerin olağanüstü halden olağan bir hale doğru evrildiği dünyada sigortacılık da yeni düzene ayak uydurmak durumunda. Pandeminin öne çıkmasıyla beraber yaklaşan iklim değişikliği tehlikesi şimdilik arka koltuğa geçmiş olsa da, küresel ısınmanın daha da yükselmesi riskleri hesaplanabilir olmaktan çıkarabilir ve sigortalanmasını imkansız hale getirebilir. Swiss Re tarafından yayınlanan “Ekonomik yığılma ve iklim değişimi zamanlarında doğal afetler” başlıklı Sigma 2/2020 raporu bu alandaki tehlikeye ışık tutuyor. 

BU YIL ABD’Yİ VURMADI

Swiss Re’nin raporunda ilk bakışta 2019 yılında gerçekleşen hasarların toplamının önceki iki yılın toplamından düşük olması dikkat çekiyor. Ancak 146 milyar dolarlık bu rakam doğal afetlerin azaldığını müjdelemiyor. Hasarın bu seviyede gelmesinin nedeni olarak doğal afetlerin coğrafya üzerinde yayılımı, daha doğrusu ABD üzerinde meydana gelmiş olmaması gösteriliyor. 60 milyar dolarlık sigortalı hasar toplamı ise önceki 10 yılın 75 milyar dolarlık ortalamasının altında. Hasarların türüne bakıldığındaysa sigortalı hasarda aslan payının 52 milyar dolar ile doğal afetlerde olduğu görülüyor. Başlıca afetler olarak Japonya’yı vuran Hagibis ve Faxai tayfunları gösteriliyor.  

‘EKONOMİK YIĞILMA’ 

1980’den bu yana, ekstrem hava olaylarının yol açtığı hasarların artmasının ekonomik büyüme ve kentleşme ile oluşan ekonomik yığılma etkisinden kaynaklandığı düşünülüyor. Beşeri ve fiziksel varlıkların özellikle deniz seviyesine yakın olan kentsel bölgelerde yoğunlaşması şiddetli hava olaylarının yol açtığı yıkımın boyutunu daha da artırıyor. Raporda, hasarı artıran diğer nedenler olarak sosyo-ekonomik faktörlere işaret ediliyor. 

HASAR İKİNCİL KAYNAKLARDAN GELECEK

Raporda Columbia Üniversitesi Profesörü Adam Sobel tarafından kaleme alınan bir bölüm de yer alıyor. İklim değişikliğinin etkisini tahmin etmenin son derece zor olduğunu ifade eden Sobel, bu durumun değişimin yaşanmadığı anlamına gelmediğini vurguluyor. Sobel’e göre; artan sıcaklık, deniz seviyesinin yükselmesi, sıcaklık dalgalarının hem frekans hem de şiddet olarak artması ve yağışların düzensizleşmesi gibi değişimler gelecek 10 yıl içerisinde hasarları tırmandıracak. Sobel, raporda ilginç bir noktaya da parmak basıyor. Profesöre göre hasarların büyük kısmı birincil değil ikincil yani artçı olaylardan kaynaklanacak. Örnek olarak, geçtiğimiz yıl Japonya’da meydana gelen Hagibis Tayfunu’ndan sonra uzun süre devam eden şiddetli yağışlar ve Mozambik’te gerçekleşen İdai Kasırgası’nı takip eden fırtına dalgaları Asya’da yaygın sel ve seylap hasarlarına neden oldu. Diğer taraftan, Kaliforniya orman yangınlarının sıklığı geçtiğimiz yıl önceki dönemlere göre azalsa da Avustralya’da milyonlarca hektar orman alanını küle çeviren yangınlar hasarın düşmesini engelledi. 

HALA BU RİSKLER SİGORTALANABİLİYORKEN…

Elimizdeki verilerle iklim değişikliğinin nihai boyutunu şimdiden kestirmek oldukça güç. İklim değişimi kaynaklı risklerin şimdilik sigortalanabilir olduğunun ifade edildiği raporda, yakın zamanda önlem alınmadığı takdirde iklim değişikliği kaynaklı risklerin de Koronavirüs gibi sigortalanamayan riskler arasına girebileceği konusunda bir uyarı bulunuyor. Önlemlerin alınmasında meydana gelecek bir gecikmenin dünyayı geri dönülmez bir noktaya getirebileceği, bu noktadan sonra başta yüksek riskli bölgelerdeki varlıklar olmak üzere iklim risklerinin sigortalanabilirliğinin tekrar masaya yatırılmasına yol açacağı düşünülüyor. Sigorta sektörünün ise bu dönemde iklim değişikliğinin etkilerini yakından takip etmesi ve risklerin evrimine göre sigortalama süreçlerini gözden geçirip yeni paradigmaya adapte olması gerekiyor. Araştırmacılara göre risk hesaplama süreçlerinde “zaman skalası” faktörü değer kazanıyor. Sigortacıların hesaplarını hem yakın dönem hem de uzak dönem göz önüne alarak yapması gerekiyor. İklim değişikliği riskin tabiatını daha dinamik hale getirerek geleneksel risk anlayışını değiştiriyor. Günümüzde kullanılan felaket modelleme yöntemleri çoğu trendi pas geçerek sadece geçmiş hasarları baz alıyor. Böyle olunca hızla kentleşen, yoğunlaşan ve riske daha açık hale gelen dünyadaki değişim yeterince dikkate alınamıyor. 

COVID-19 İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ UNUTTURMAMALI

Swiss Re Enstitüsü ve Swiss Re Grup Underwriting Başkanı Edi Schmid, “COVID-19’dan önce, hızlı bir şekilde çözülmesi gereken başka sorunların olduğu zamanları unutmak çok kolay. Bizim görevimiz, diğer büyük riskleri gözümüzden kaçırmayarak dünyayı risklere daha dayanıklı ve daha hızlı cevap verebilir hale getirmek” diyor. COVID-19 nedeniyle diğer risklerin ötelenmemesi gerektiğini ifade eden Schmid’in önerileri şöyle:
• COVID-19 nedeniyle dünyayı tehdit eden diğer acil sorunlar görmezden gelinmemeli.
• Büyük bir hasarı engellemek için hasara orantılı büyük adımlar atılmalı.
• Sürdürülemez kentleşme ve yoğunlaşmanın önüne geçecek aksiyonlar alınmalı.

 

2/2020 SIGMA RAPORUNDAN ÖĞRENİLECEKLER

Swiss Re’nin son çalışması, iklim değişikliğiyle ilgili çok değerli bilgiler içeriyor. Raporda öne çıkan fikirler şöyle:
• Doğal afet kaynaklı hasarlardaki artış trendi insan ve sermayenin ekonomik gelişmeler ve kentleşme nedeniyle belirli alanlarda yoğunlaşmasından kaynaklanıyor.
• Küresel sıcaklığın artmasıyla beraber frekansı yükselen şiddetli hava olaylarının orta ve uzun dönemde hasarları tırmandırması bekleniyor.
• İklim değişikliğinin etkileri günümüzde gözlemlenebiliyor. Ortalama sıcaklıklar artıyor, deniz seviyesi yükseliyor, buz tabakalarının erimesi, sıcak dalgalarının sıklaşması ve ortalama süresinin uzaması, yağışların düzensizleşmesi ve ekstrem hava olaylarının artışı iklimdeki değişimi kanıtlar nitelikte.
• Orta ve küçük boyutlu ikincil risklerin büyük resimdeki payı gittikçe artıyor. 2018 ve şimdi de 2019 yılı rakamlarına göre oluşan hasarın büyük kısmı fırtına sonrası meydana gelen yağışlar gibi ikincil risklerden kaynaklanıyor.
• İklim değişikliğinin doğal afetlere etkileri gözlemlenebilse de, aralarındaki bağlantı tamamen anlaşılabilmiş değil. En çok merak edilen nokta ise dünyada meydana gelen bu değişimle oluşan hasarlar arasındaki ilişki.
• Hızlı bir şekilde harekete geçilmemesi, çok geç kalınması anlamına gelebilir. İklim sistemlerinin dönüşü olmayacak biçimde değişmesi sigorta sürecini de negatif yönde etkileyebilir.
• Hava olaylarının verdiği hasarlar günümüzde sigortalanabiliyor. Yine de sigortacıların peşi sıra düzenlemeler yaparak risk modellerini güncellemesi gerekiyor.
• Sigortalanabilirliğin devam etmesi için sigortacı ve reasürörlerin beraber çalışarak küresel ısınmanın etkilerini de kapsayacak bir model oluşturması, bu modelin evrimleşen risk algısıyla beraber sürekli olarak geliştirilmesi büyük önem taşıyor.
• Yeni jenerasyon bir risk modelleme sistemi kurgulayabilmek için geçmişte yer alan ancak günümüzdeki modellerde gözden kaçırılmış olan sosyo-ekonomik faktörlerin tekrardan dikkatle incelenmesi ve risk artışıyla aralarındaki bağlantının ortaya çıkarılması gerekiyor.
• 2019 yılında meydana gelen hasarlar, sisteme yavaş yavaş kan kaybettiren (verimsiz hasar yönetimi, sosyal enflasyon) faktörlerin de hesaplamada ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Avatar

Umut Deniz Elçi

İlginizi Çekebilir