Katılım sigortacılığındaki büyüme iştah kabartıyor

Katılım sigortacılığında 2018 yılı genelinde 2 milyar 231 milyon lira olarak kaydedilen toplam prim üretimi, Temmuz 2019 sonu itibarıyla 7 ayda 1 milyar 920 milyon liraya ulaştı. Geleneksel sigortacılığın son yıllarda reel büyümede zorlandığı bir ortamda katılım sigortacılığındaki 7 aylık reel büyüme %56.5’i buldu.

Karşılıklı yardımlaşma ve risk paylaşımı esasına dayanan tekafül sigorta sistemi ülkemizde katılım sigortacılığı olarak adlandırılıyor. Ülkemizde katılım sigortacılığı Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü tarafından 20 Eylül 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Katılım Sigortacılığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği’ ile yürürlüğe girdi. Katılım sigortası sisteminin temel amacı sigortalıların karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma amacı ile bir araya gelerek toplanan katkı paylarının riske maruz kalan kişiler tarafından kullanılması olarak ifade ediliyor. Risk transferi esasına dayanan geleneksel sigortacılıktan farklı olarak katılım sigortacılığında, sistemde toplanan paralar yardımlaşma sandığı olarak adlandırılan prim havuzunda birikiyor ve üye olan kişilerden (poliçe sahipleri) riskli durumda olanlarının zararları bu havuzdan tazmin ediliyor. Ortak risk fonunun da sahibi olan katılımcılar sigortalama riskini üstlenerek, toplanan katkılar risk fonuna aktarılıp operatör tarafından yönetiliyor. 

7 AYDA %56.5 REEL BÜYÜME 

Ülkemizde 2014 yılında 383 milyon lira toplam prim üretimiyle ilk verilerinin açıklanmaya başladığı katılım sigortacılığı, 2018 itibarıyla tam anlamıyla hayatımıza girdi.Bu süre zarfında, bu alandaki büyüme iştah kabartıyor. Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) verilerine göre katılım sigortacılığında 2018 genelinde 2 milyar 231 milyon lira olarak kayda geçen toplam prim üretimi, Temmuz 2019 sonu itibarıyla 7 ayda 1 milyar 920 milyon lirayı aştı. 2018’in aynı döneminde ise üretim 1 milyar 52 milyon lira seviyesindeydi. Geleneksel sigortacılığın reel büyümede zorlandığı son yıllarda katılım sigortacılığında ise reel büyüme 7 aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre %56.5 oldu. Hayat dışında 1 milyar 823 milyon lira üretimin olduğu 7 ayda reel büyüme %54 seviyesinde gerçekleşirken, 97.5 milyon lira üretimin olduğu hayat branşında ise aynı dönemde reel büyüme %122 oldu. 

GENEL ZARARLAR İLE SAĞLIK BRANŞINDA BÜYÜK SIÇRAMA 

Katılım sigortacılığına branş bazında baktığımızda en önemli üretim alanı geleneksel sigortacılıkta olduğu gibi kara araçları sorumluluk branşında gerçekleşiyor. Katılım sigortacılığının toplam direkt üretiminin %60’ına yakın kısmının geldiği kara araçları sorumluluk branşında 2018’in 7 ayındaki 621 milyon lira olan prim üretimi bu yılın 7 ayında %27 oranında artışla 791 milyon lirayı aştı. Katılım sigortacılığında branşlar içinde en büyük sıçrama genel zararlar branşında yaşandı. Temmuz 2018 sonu itibarıyla 51 milyon lira prim üretilen söz konusu branşta bu yılın 7 ayında %681 gibi bir oranda büyüme ile 472 milyon liralık prim üretildi ve toplam üretim içinde %24’lük bir paya ulaşıldı. Geçen yıl 7 ayda 138 milyon lira primin üretildiği kasko branşında ise bu yıl 7 aylık dönemde %65’lik bir büyüme ile 228 milyon lira prim üretimi gerçekleşirken, hastalık-sağlık branşında da önemli bir büyüme gözlemlendi. Temmuz 2018 sonu itibarıyla 7 ayda 6.9 milyon lira gibi küçük bir prim üretimin yapıldığı hastalık-sağlık branşında, bu yıl 7 ayda %198 oranında büyüme ile 20 milyon lira prim üretimi yapıldı. 

Hukuksal koruma branşında geçtiğimiz yıl temmuz ayı sonu itibarıyla %0.6 pay ile 6 milyon lira direkt üretim gerçekleşirken, bu yılın temmuz ayı sonunda ise %399 oranında büyüme gerçekleşirken 30 milyon liralık direkt üretim ve %1.5’luk bir paya ulaşıldı. 

Öte yandan katılım sigortacılığının toplam sigorta sektörü içindeki payı ise %5’i aştı. TSB verilerine göre 7 ay sonunda 38 milyar 292 milyon lira prim üretimi yapılan sigorta sektöründe katılım sigortacılığı 2 milyar 50 milyon liralık üretimle %5.05 paya sahip. Havuzlardaki üretim hariç tutulduğundaki yarı yılda sektörün 35 milyar 148 milyon liralık direkt üretimi içinde ise katılım sigortacılığının payı 1 milyar 920 milyon liralık direkt üretimle %5.55 oldu.  

Dünyada tekafül pazarının lideri Suudi Arabistan

Tekafül sigorta sistemi, özellikle müslüman nüfusunun yoğun yaşadığı başta Arap ülkeleri olmak üzere Malezya, Endonezya gibi Uzak Doğu ülkelerinde uygulanıyor. İslami Finansal Servisleri Kurulu’na (IFSB) göre; toplam prim üretiminin 20 milyar doları aştığı pazarda Suudi Arabistan %37, İran %34 ve Malezya %14’lük payla dünya tekafül piyasasındaki toplam üretimin %85’ini gerçekleştiriyor.

BEREKET SİGORTA GENEL MÜDÜRÜ MAHMUT GÜNGÖR: Katılım sigortacılığının potansiyeli yüksek

Bereket Sigorta Genel Müdürü Mahmut Güngör, katılım sigortacılığının finansal kapsayıcılık açısından Türkiye’de önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.

Bereket Sigorta Genel Müdürü Mahmut Güngör, içinde katılım sigortacılığının da olduğu katılım finans faaliyetlerinin ülkemizde ve dünyada özellikle katılım bankacılığı önderliğinde hızlı bir gelişim gösterdiğini belirtti.
Katılım sigortacılığının, katılım finans sisteminin, bir enstrümanı olduğunu belirten Güngör, “Katılım sigortacılığı, İslam dininin gereklerine bağlı kalarak varlıkları olası riskler karşısında koruma altına alan, sosyal dayanışmayı ön plana çıkaran tekafül modelleri ile bu alandaki ihtiyaca cevap vermiştir. Son yıllardaki gelişmelere paralel olarak katılım sigortacılığı da kısa zamanda varlığını hissettirmiştir” diye konuştu.
Dünya İslami finans sektörünün son 5 yıldır ortalama her yıl %16 oranında büyüdüğünün altını çizen Güngör, Türkiye’de de katılım sigortacılığı prim üretiminin son 5 yılda 6 kat büyüyerek 2018 yılı sonunda 2.2 milyar liraya ulaştığını, aynı dönemde pazar payının da %1.48’den %4’e çıktığını söyledi. “Bu gelişmeler yeterli olmasa da gelecek için ümit vericidir” diyen Güngör sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de katılım finans piyasasının potansiyelinin yüksek olduğu gözlemlenmekle birlikte yine de konvansiyonel finansal sistem içindeki payı oldukça düşük. Bunun en önemli sebeplerinden biri katılım finans sisteminin tam olarak anlatılamamasıdır. Yasal düzenlemelerin, özendirici teşviklerin, eğitimlerin ve altyapının geliştirilmesi ile bu oranın daha da artacağını öngörüyoruz.”

TOPLUMSAL DAYANIŞMA ÖN PLANDA

Katılım sigortacılığının finansal kapsayıcılık açısından Türkiye’de önemli bir potansiyele sahip olduğunu aktaran Güngör, katılım sigortacılığının özünde insanları bir araya getirip müşkül durumda kalanlara karşı maddi yardımda bulunulmasını, bir çeşit zarar ve ziyanın karşılanmasını amaçladığını söyledi. Güngör, “Konvansiyonel modellerde kâr elde etmek ön plana çıkarken katılım sigortacılığının zararın karşılanması ve toplumsal dayanışmanın sağlanması yatmaktadır. Elbette bunu organize eden şirketin bir beklentisi olacaktır ama bu beklenti hiçbir zaman dayanışmanın önüne geçmeyecektir. Bu samimi ve şeffaf sistem ne kadar çok kitlelere ulaşırsa benimsenmesi ve büyümesi o kadar çok olacaktır” dedi.

GÜVEN DUYGUSU İŞLERLİĞİ ARTIRIYOR

Ekonomik sistemin sağlıklı işleyebilmesinin parasal değerlerin yanında para ile ifade edilemeyen güven, sadakat gibi değerlere de bağlı olduğunu söyleyen Güngör, “Bunların parasal olarak değerlendirilme imkânı yoktur ama sistemin işlerliğini artıran birer faktördürler. Ekonomik büyüme ve enflasyonla mücadelede başarılı olabilmek için, maddi sermayeye ek olarak sosyal değerlere de ihtiyaç vardır” şeklinde konuştu. İslami sigortacılık modeli olan tekafülün, reel faktörlerden çok psikolojik faktörlerin başında gelen güvenden etkilendiğini dile getiren Güngör, bu bağlamda sistemin doğru kurgulanarak güveni zedeleyici açıklarının kapatılması ve şeffaf yönetilmesi gerektiğini ifade etti.
Mahmut Güngör, maliye, para ve sosyal politikaların birlikte yönetilerek tekafülün güçlendirilebileceğine dikkat çekerek, sigortacılıktaki vergi sürecini ise şöyle anlattı: “Sigortacılıkta vergi, satılan ürün üzerinden hesaplanan vergiler ile firmaların faaliyetleri sonucunda yüklendikleri vergi olarak ikiye ayrılır. Firmaların yatırım stratejileri ve mali politikaları vergiler ile de yakından ilişkilidir. Firmaların gelecek planları ise çeşitli ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlıdır. Vergi politikaları ve uygulamaları faaliyetin yapıldığı ülke ekonomisi içerisinde gözetilmesi ise zorunlu bir unsurdur. Çünkü vergi politikaları özel sektör üzerinde çeşitli baskılara sebep olurken kimi zamanda belirli alanlardaki faaliyetlerin geliştirilmesine imkân tanıyacak biçimde oluşturulurlar. Sermayenin güçlendirilmesi maliye ve para politikaları ile sağlanabilir.”

Esra Nur Mocu
esra@sigortacigazetesi.com.tr

3 Eylül 2019

İlgili Haberler

Yazarlar