Risk 101

SABAH 9.02’de banka şubesine gittim. Kapıda üç beş müşteri, şube çalışanları da şubenin önündeki servis minibüsünün içinde. “Hayrola?” diye sordum tanıdığım bir çalışana. “Güvenlik görevlisi kapı anahtarını unuttuğu için yarı yoldan evine döndü, anahtarı alıp gelecek” yanıtı geldi.
Neyse ki birkaç dakika sonra anahtar geldi ve normal günlük yaşamına döndü şube.
Geçen gün de lise arkadaşlarımın olduğu WhatsApp grubunda birkaç gün önce sandalla balığa çıkmışken denize düşüp hipotermi (ani ısı kaybı) nedeni ile yaşamını yitiren balıkçı olayından hareketle aramızda denize açılan arkadaşların böyle bir durumu göz önüne alarak neler yapmaları gerektiği konuşuldu bir süre.
Bunların hepsi olasılık. Aynı zamanda alternatifleri veya çözümleri olan durumlar. Yani kapıyı anahtar ile açmak yerine elektronik kilit koyarsın anahtar unutma riskini elimine edersin. Ya da deniz suyu soğuduktan sonra denize açılmazsın ve hipotermi riski ortadan kalkar.
Eminim ki kapıyı anahtarla açtıran banka yönetiminin de aralık ayında denize açılan balıkçının da kendine göre haklı nedenleri vardır.
Günlük yaşamlarımızın en rutin süreçlerinde bile risk olarak tanımlayabileceğimiz anlar var ve esas önemli olan bu risklerin farkında olmak, bu farkındalık ile o riski üstlenmek, önleyici tedbirleri almak, riski transfer etmek ya da bütünüyle kaçınmak…Bunların her biri kişinin o anki risk iştahı ve düşünme şekline bağlı tamamen.
Maalesef ülkemizde finans dünyası ve akademik çevreler dışında çok seslendirilen bir kavram değil “risk” hala. İş yapan bir markanın ya da kurumun taklit edilip talepten fazla arz olunca tümünün birlikte sıkıntıya düşmesi, ya da trende uyup hiç anlamadığın bir işe yatırım yapıp ilk krizimtrak anda bir bardak suyu içip oyundan çıkılması örnekleri gözlerimizin önünde.
Ya da çok derinlemesine incelenip birkaç farklı görüş almadan alınan her türlü karar.
Aslında riski kolay ve hızlı yoldan köşe dönmece, konu sağlık sorunu ise hızlı iyileşme, estetik ise bir anda güzelleşme vs olarak görüp aynanın diğer yüzü tamamen göz ardı edilerek beklenen ve istenen sonuç umulan hızla alınmıyorsa kader, kısmet, dış etkenler tu kaka!
Geçen gün üşüyen yavru kediye beresini giydiren temizlik görevlisi sosyal medyada kahraman oldu bir anda. Hayvanseverlik, merhamet filan kesin ama aynı zamanda o hayvanı başına gelecek daha kötü bir şeyden korumak güdüsü, kendi kafasının açıkta kalıp saatlerce üşüme olasılığını da tartarak.
Yani aslında yaptığımız her şey bir başka şeyin olması (ya da olmaması) göz önüne alınarak verilen bir karar, bazen bilerek ama çokça farkında olmadan üstelik.
Kişi bu konudaki algısı ve sezgisi arttıkça çok daha duyarlı ve yapıcı yaklaşabiliyor olaylara. Ama öte yandan diğer bireyler benzer bir gelişme göstermediği zaman bu sefer de artan risk algısı mutsuzluk, tepki ve yılgınlığı da getirebiliyor.
Yazılarımda olabildiğince sigortacılık konularına değinmemeye çalışıyorum ve bu yazı da onlardan biri. Evet risk sigortacılığın birincil uğraşı ama riskin tek çözümü veya ilacı da sigortacılık değil. En önemli unsur ne derseniz riski kavrayan, algılayan ve tartabilen bireyler derim. Ancak böyle bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplumda sigortacılık veya risk ile ilgili diğer meslek ve uğraşlar bir anlam ifade ederler.
Çalışma hayatıma başladığım ilk yıllarda bir büyüğümün o etkileyici sözü tüm geleceğimi ipotek altına aldı: “Sigortalanmayacak risk yoktur, yeter ki o riski iyi fiyatlayan bir sigortacı ve o fiyatı ödeyebilecek bir müşteri olsun”. Bunca yıldan sonra bu hala son derece geçerli ama deneyim ve yaşanmışlıklarla dolu bir kopyala & yapıştır yapıyorum ve risk konusundaki dersin açılış cümlesini “Gerçekleşmeyecek risk yoktur, yeter ki o riske karşı kendini doğru şekilde konumlandırabilen ve olası sonuçlara hazırlıklı bireylerden oluşan bir toplum olalım” olarak yapıyorum.
Görüşmek üzere.

Avatar

Ali Erül

alierul@gmail.com

İlginizi Çekebilir

Yorum Yapabilirsiniz.