Ali Erül

Şarj (Şarz değil)

3 YILDIR kullandığım akıllı telefonun pili ölüm döşeğinde. Şöyle bir örnek vereyim. Tam şarj olmuşken iki tane iletiye bakıyorum. %100’den %80’e iniyor batarya. Bir tane ek var ve açıyorsam o eki hoop %70. On dakika sonra birkaç WhatsApp mesajı okuduğumda %60. “Dur şu şeyin adı neydi?” diye bir küçük google’lama ile %40 ve ondan sonra stresli dakikalar. Bazen o seviyelerde kendini de kapatıyor telefon filan.
Uzatmayayım bayram öncesi ana markanın yetkili servislerinden birinden randevu aldım pil değişimi için. Yeni pil 319 TL ama o telefonun alabileceğim en ucuz yenisi neredeyse 9,000 TL. Yetkili servisteki teknisyen şöyle bir evirdi çevirdi telefonu ve “Riskli, cihaz darbe almış, ekranı yerinden kaldırıp tekrar yerine yerleştirdiğimizde telefonun çalışmama olasılığı yüksek” dedi. Doktor olsa “Hasta ameliyat masasında kalabilir” derdi, aynı durum. Tatillerde çift harici batarya ile dolaşma güvencesi ile “Tamam, ya herro, ya merro” dedim ve çıktım oradan.
Ya yetkisiz servislerden birinde pil değişimi ve hasta taburcu olursa bir süre daha kullanmaca o telefonu, ya da şarjlara yakın mesafe yaşama devam, ya da en trajiği dokuz binlik olmak! JLo’yu ayakta seyretmek için yedi bin verene koymayacağı kesin ama birçoğumuzun, ülke nüfusunun kahir ekseriyetinin canını acıtacak rakamlar bunlar ne yazık ki!
Salt trafik canavarları ile yüz göz olmamak için bayramda yeni açılan Balıkesir – İzmir otoyolunu kullandım, kırmızı LCD ekranlarda “Ucuz Mazot” çağrılarını görmedim bu sayede ama gittiğim yerlerde bu batarya işini çok daha ucuza halledecek çözümsever girişimcilere rastladım.
Telefonun pili değişirken ben de yandaki dükkandaki çakma t-shirt ve eşofmanlara göz attım. O esnada elindeki plastik beyaz bidonla akşama evde üretim yapacak komşuma rastladım o da beni IPTV’sinden izleyeceği akşamki futbol maçına davet etti…
Onarım tamamlandığında da en fazla 100-150 TL gibi bir para istedi girişimci benden, sepetler kolda, herkes kendi yolunda bir kazan-kazan havası…
Bu “çakma”, “taklit”, “ev yapımı”, “yan sanayi” işine başlarda karşıydım ama yıllar geçtikçe bazen zorunluluktan, bazen de ilkesel olarak o işlerin içinde buldum kendimi.
Tabii bazı şeyleri net belirlemek gerek. Bir ürünün fiyatı tüm dünyada üç aşağı beş yukarı aynı ama senin paran zayıfsa o zaman yapacak bir şey yok. Ya deve gütme, ya da diyardan yok olmaca.
Bazı şeylerin fiyatı makul ama vergisi yüksek ise kafaların karıştığı durumlar burada esas; hem maliyet ve gündelik yaşamlara yansımaları boyutunda; hem de etik bir bakış açısı ile. Bu konuda icraatım var ama hafifletici sebeplerim çok Hakim Bey!
Bazı şeylerin fiyatı (kabul etsek de etmesek de) o işi yapmaya istekliler arasındaki bir ihale sonucu belirleniyor ise korsana filan yeltenmeden “bu fiyatı ödeyebiliyorsam kullanırım, yoksa kullanmam” demek en doğru ve ahlaki davranış sanki.
Bazı şeylerin fiyatı belli değil ve üstelik de satıcı elinde bir gazoz şişesi ile duruyorsa durumumuz için en uygun betimleme çöldeki bahtsız bedevi.
Tabii her tüketici bu çözümlemeleri yapmak zorunda değil. Ayrıca aynı tüketiciden sürekli aynı davranışları da beklememek gerek. Durum böyle olunca da ortalıkta inanılmaz bir güvensizlik, sürekli çakılma hissi ve buna bağlı tepkisel davranışlar filan. Tüketicinin bu ruh hali ile yıllık veya daha uzun vadeli planlar yapmayı düşünen tedarikçinin durumunu yazmıyorum bile.
Çözüm mü? Her şeyin başı kalkınma ve büyüme. Önce her bireyin kendi olanakları ile ayakta kalabilecek seviyeye gelmesi, en azından tüm temel gereksinimlerini borçlanmadan karşılayabilecek bir ekonomik duruma ulaşması. Sonra da birey-kurum, kurum-kurum ve her ikisinin de devlet/sistem ile ilişkilerinin güven, adalet, iyi niyet ve öngörülebilirlik temellerine oturması. Ancak bundan sonra başlayabilir refah artırıcı hamleler.
Görüşmek üzere.

29 Ağustos 2019

İlgili Haberler

Yazarlar