Sigorta sektörünün yeni sınavı: SÜRÜCÜSÜZ ARAÇLAR

Gelecekte yaygınlaşması beklenen sürücüsüz araç teknolojisinin özellikle trafik ve kasko üretimini vuracağını belirten Camcı Hukuk Bürosu Kurucu Ortağı Av. Gülnur Camcı, henüz yolun başında bulunan Türkiye’deki sigorta ve otomotiv sektörlerinin işbirliği yaparak yeni dönem için strateji geliştirmesi gerektiğini söyledi.

Sürücüsüz araçlar artık bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz bir sahne olmaktan çıkarak günlük hayatımızda yer almaya başlıyor. Teknolojik gelişmeler doğrultusunda 3. nesil ve 4. nesil araçların trafiğe çıkması ile birlikte sigorta sektöründe ciddi değişiklikler olması kaçınılmaz bir hâl alıyor. Araç sigorta primleri belirlenirken kriter olarak değerlendirilen birçok riskin daha gelişmiş donanımlı araçların trafiğe çıkmasıyla azaldığını ya da risk olmaktan çıktığını belirten Camcı Hukuk Bürosu Kurucu Ortağı Av. Gülnur Camcı, sürücüsüz araçların trafik ve kasko sigortalarının pazardaki payını ciddi oranda düşüreceğini söyledi. Camcı, sürücüsüz araçlar ve teknolojik gelişmelerin sigorta sektörüne etkileri hakkında yaptığımız söyleşide şu değerlendirmelerde bulundu:

Sürücüsüz araç teknolojisi ne büyüklükte bir potansiyele sahip?

Bu konuda öncelikle, sürücüsüz araç ne demek bunu belirlemek gerekiyor. Dikkate alınacak en son tanım Polonya Karayolları Trafik Kanunu’nda göze çarpıyor. Sürücüsüz araç, ‘kendi hareketini kontrol edebilen sisteme sahip ve bir sürücünün aracı herhangi bir zamanda kontrol edebileceği ancak sürücünün müdahalesi olmadan da hareket edebilen araç’ olarak tanımlanmaktadır.

Araç teknolojilerinde sürücüsüz araç modeline geçişin, geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde oldukça hızlandığını gözlemliyoruz. Accenture tarafından Mayıs 2017 tarihinde Stevens Institute of Technology ile birlikte yürütülen araştırmaya göre, yaklaşık 250 milyonu aşan araba ve kamyonun kayıtlı olduğu ABD karayollarında 2035 yılına kadar 23 milyon sürücüsüz araç olacağı öngörülüyor ki bu rakam tüm araçların neredeyse %10’una tekabül ediyor.

Yeni nesil araçların hayatımıza girmesiyle neler değişecek?

Otomobil sektörü sürücüsüz araçlara doğru eğilim gösterirken ve endüstri bu yönde gelişme gösterirken bazı hukuki sorunların da çözülmesi gerektiği anlaşılıyor. Örneğin, sürücüsüz araçların trafik ihlalleri halinde cezalandırma nasıl yapılacak? Araç işleten, trafik ihlallerinde cezalardan sorumlu mu olacak? Aracın karıştığı kazalarda sorumlu kim olacak? ABD’de yaşanan üzücü bir olay bu konuyu tartışılır hale getirdi. Uber’in bir sürücüsüz aracı, karşıdan karşıya geçen bir bisikletlinin ölümüne neden oldu. Bu kaza aynı zamanda sürücüsüz araçların yaptığı ilk ölümlü kaza oldu. Teknoloji ve taşımacılık sektörlerini ilgilendiren bu kazanın ardından Uber deneme sürüşlerini durdururken sorumluluğun kimde olduğuna dair tartışma tekrar gündeme geldi. İngiltere Sürücüsüz ve Elektrikli Araçlar Kanunu, bu tür kazalarda aracın sigortasız olması halinde araç sahibinin sorumlu olacağını söylüyor. Ancak, tüm dünyada eğilim, sürücüsüz araçların karıştığı kazaların ürün sorumluluk davalarına konu olacağını ve sorumluluğun sürücüden aracı üretene doğru yer değiştireceğini gösteriyor. Bu durum da, kişisel sorumluluk sigortalarının maziye karışmasına sebep olacağını işaret ediyor. Sigorta primlerinin hesaplanmasında da karmaşıklığa sebep olabileceği ve sürücülü araçlara göre daha yüksek primlerin hesaplanmasının söz konusu olabileceği görülüyor.

Sürücüsüz araçlarda sorumluluğun sürücüde olduğu kadar yazılımla ilgili de olabilmesi, riskin artık geleneksel faktörlere göre hesaplanamayacağı anlamına gelecek. Buna bir de siber risk, yazılım sorunları ve sensör arızaları gibi yeni tehditler eklenmek durumunda kalacağı için riskler hesaplanırken bu noktalar da hesaba katılacak. En büyük zorluk, riski doğru anlamak ve fiyatlandırmak olacak. Accenture’un Sürücüsüz Araçların Sigortalanması Raporu siber hırsızlık, fidye yazılımı gibi tehditlere karşı geliştirilen siber güvenlik sistemlerinin, ABD’ye yıllık 12 milyar dolar prim üretimi şeklinde yansıyacağını öngörüyor.

Her yıl Avrupa yollarında 40 bin ölüm ve 1.5 milyon yaralanma olurken kazaların %94’ünün insan hatası nedeniyle olduğu rapor ediliyor. Her geçen yıl trafik kazalarında ölenlerin sayısı artmaya devam ediyor. 2018 yılında Türkiye’de 6 bin 675 kişi hayatını kaybederken 307 bin 71 kişi yaralandı. Bu gerçekten yüksek bir rakam. İnsan hatalarının azalması sayesinde hem can hem de mal kaybında meydana gelecek azalma tabii ki her anlamda olumlu etki yaratacak.

Söz konusu olumlu etkileri ne zaman görmeye başlarız? Sektöre değişim karşısında nasıl bir rol düşüyor?

Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak için tamamen sürücüsüz olarak tasarlanan araçların trafiğe çıkmasını beklemeye gerek bulunmuyor. Yeni araçların birçoğunda park yardımcı sistemler ve otomatik frenleme özellikleri bulunuyor. Avrupa’da yapılan bir araştırmaya göre otomatik fren sistemleri sayesinde Avrupa genelinde arkadan çarpmayla meydana gelen kazalarda %38 azalma olduğu belirtiliyor. Artık sigorta şirketleri azaltılan bu riskleri sigorta poliçelerine yansıtarak müşterilerine daha düşük fiyat teklifleri sunabiliyor. Aracın ön paneline yerleştirilen kamera sistemleri bir kaza anındaki olaylar ve koşulları tekrar gözden geçirebilmek için kullanılıyor. Kaza anlarında sürücü hatasının araç içi kameralar sayesinde kolaylıkla tespit edilebiliyor olması, sigorta işlemlerinin çok daha hızlı bir şekilde tamamlanmasına yardımcı oluyor. 

Tüm görüşlerin ve incelemelerin işaret ettiği ortak nokta, sürücüsüz araç teknolojisinin sigorta sektörünü doğrudan etkileyeceği yönünde. Ancak Türkiye olarak daha yolun başındayız. Sürücüsüz araçlar konusundaki durumumuz da göz önüne alınarak bu konuların sigorta ve otomotiv sektörü tarafından birlikte ele alınarak işbirliği geliştirilmesi gerekiyor.

10 Ekim 2019

İlgili Haberler

Yazarlar