Uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuk ve tahkim (2)

Sigorta uyuşmazlıklarında dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk, uyuşmazlığı çözüme bağlamaktan çok, dava öncesi geride bırakılması zorunlu olan bir formalitenin yerine en çabuk şekilde getirilmesi amacıyla alelacele yürütülmekte ve bu sebeple de çoğu durumda başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. 

Sigortacının, karar vermek için ihtiyaç duyduğu belge ve bilgiler kendisine sunulduktan sonra bir hasarın ödenmesine yönelik talebi yerinde görmemiş olması halinde, arabuluculuk sırasında bu konumunu değiştirmesi uzak bir olasılıktır. Ancak sigortacı tarafından verilen karar yanlış olduğunda, arabuluculuk bundan dönülmesi ve doğru çözüme varılmasına olanak sağlayabilir. Diğer bir anlatışla her halde arabuluculuk -eğer iyi işlerse- doğru ve adaletli sonuca ulaşılmasında etkili bir araç işlevi görebilecektir. 

Sigorta şirketlerine yöneltilen talepler bütün yurt sathına yayılmış olarak ortaya çıkmaktadır. Sayıları da yüksektir. Aynı anda her tarafta arabuluculuk sürecine katılmak ve bunları yönetmek sigortacı için kolay değildir. Bu durum sigortacıları arabuluculuk faaliyetini sadece iş yükü ve masrafa yol açan bir yöntem olarak görmeye itmektedir. Uzaktan iletişim araçlarıyla (mesela video konferans) yapılan arabuluculuk toplantıları sigortacıların katılım sağlamalarını ve masraftan tasarruf etmelerini bir ölçüde kolaylaştırsa da, uyuşmazlığı çözme bakımından fazla bir katkı sağlamamakta ve hatırı sayılır bir artı değer yaratmamaktadır. Kanımızca, sigorta uyuşmazlıklarında arabuluculuk şu koşulla başarıya ulaşabilecektir:  Sigortacıdan talepte bulunan kişiler/temsilcileri/avukatları, arabuluculuğu dava öncesinde yerine getirilmesi zorunluluğu olan bir formaliteyi en kısa biçimde tamamlamak amacıyla değil, işin adliyeye aktarılması öncesinde son ve ciddi bir fırsat olarak görmelidirler. Sigortacılar da, bu fırsatı iyi kullanarak eğer daha önce sigorta tazminatını/bedelini ödeme istemini geri çevirmiş idiyseler, bunu tekrar gözden geçirme ve olası hataları sigortalıyla/zarar görenle aralarındaki çekişme dava konusu olmadan önlemelidir. İstemle yeni tanıştıkları hallerde de (ülkemizde bu hal özellikle zarar görenler tarafından sorumluluk sigortacısına karşı doğrudan ileri sürülen istemlerde yaygındır) bunun haklılığını veya yersizliğini diğer tarafı dinleyerek ve savlarını değerlendirerek tartmaya ve kararlarını bunun ışığında vermeye yönelmelidirler. 

YARGI DEĞİL UZLAŞMA

Kuşkusuz istemi destekleyen delillerin sigortacının incelemesine sunulması bu açıdan çok önemlidir. Kamu görevlileri, arabuluculuk öncesinde hak sahibinin evvela sigortacıya başvurarak ona bilgi ve belge aktarmasını ve böylece sigortacının -varsa- ödeme borcunun muaccel (ödenebilir) hale gelmiş olmasını gerekli görmemekte ve doğrudan arabuluculuk sürecinin başlatılabileceğini düşünmektedirler. Arabuluculuk yasası (HUAK) hak sahibine daha önce sigortacının borcunun TTK 1427 hükmünde öngörülen koşullarla muaccellik kazanması için gerekeni yapmış olma (veya sorumluluk sigortalarında doğrudan sigortacıya istem yöneltme hakkını kullanırken, ilk önce ona belge ve bilgi sunma) yükümlülüğünü yüklemiş olmasa dahi, işin doğası sigortacının istemi değerlendirmesini, isteme ilişkin delilleri incelemesini ve öyle karar vermesini gerektirmektedir. 

Sigorta hukuku alanında, sigortacı ödeme yapma borcunun varlığını önceden bilmez ve bilmesi de gerekmez. Çünkü ödeme yapma yükümlülüğü ancak riziko gerçekleşince, eğer meydana gelen riziko sigorta teminatı kapsamında ise ortaya çıkacaktır. Şu halde sigortacının evvela yapmış olduğu sigorta sözleşmesi ile temin etmiş bulunduğu bir rizikonun gerçekleştiğini saptaması lazımdır. Bu saptama zorunludur; ancak çoğu durumda yeterli değildir. Yalnızca ilk adımdır. Ayrıca, zarar sigortalarında riziko sebebiyle ortaya çıkan zararın hesaplanması ve borcun miktar olarak kesinleşmesi gerekir. Tutar (daha eski deyimle: meblâğ) sigortalarında dahi birçok halde rizikonun meydana gelmiş olması tek başına ödeme borcunun kapsamının kesin şekilde belirlenmesine imkân vermemektedir. Mesela, kaza sigortasında sürekli sakatlık bazı hallerde uzun zaman sonra kesinleşmekte ve/veya oranının saptanması zamana bağlı olabilmektedir. Bu hususları dikkate alan yasa yapıcı, TTK 1427(2) hükmünde, sigortacıdan ödeme talep edilebilmesi (sigorta tazminatını veya bedelini ödeme borcunun muaccel olabilmesi) için önce sigortacının edimine ilişkin araştırma ve incelemelerinin bitmesi gerektiğini (bunun için de sigorta ettirenin/sigortalının/diğer hak sahibinin sigortacıya riziko ile ilgili belgeleri vermekle yükümlü bulunduğunu) öngörmüştür. 

Zarar görenin doğrudan sigortacıdan istemde bulunma hakkına sahip olduğu sorumluluk sigortalarında da, yasal düzenleme uyarınca sigortacının zarar görenden bilgi alma hakkı vardır. TTK 1479 uyarınca sigortacı, olayın ve zarar miktarının belirlenmesi amacıyla zarar görenden bilgi isteyebilmektedir. Zarar gören, sağlanması olası, istenmesi haklı görülebilecek ilgili tüm belgeleri sigortacıya vermek zorundadır. Yasada sigortacıya zarar görenden olay ve zarar miktarı hakkında bilgi ve belge alma hakkının tanınması, onun ödeme yükümlülüğünü araştırması ve inceleyebilmesi ve kararını bunun ışığında verebilmesi amacına yöneliktir. 

Kısaca, sigortacı ödeme borcunun varlığını ancak yukarıda değindiğimiz, sigorta ettiren/sigortalı tarafından kendisine rizikonun gerçekleştiği bildiriminden sonra gereken bilgiler aktarılmış ve belgeler sunulmuş olduğunda belirleyebilecek ve ödeme yapması da ancak ondan sonra talep edilebilecektir. Bu araştırma ve incelemeyi tamamlamayan sigortacı, ödeme yapmaz; hukuken de yapmamalıdır. Dolayısıyla, arabuluculuk süreci öncesinde veya bu süreç sırasında sigortacıya gerekli bilgi ve belgelerin ulaştırılmış bulunması zorunludur. Aksi halde sigortacı, ödeme yapma yükümlülüğü belirsizliğini koruyacağı için, istem sahibi ile anlaşma yapmaktan ve uyuşmazlığı bu şekilde sona erdirmekten kaçınacaktır. Başka seçeneği de yoktur. 

Demek oluyor ki, sigorta çekişmelerinde arabuluculuğun yarar sağlaması, sigortacıya riziko ve zarar tutarı hakkında değerlendirme yapma fırsatının en geniş biçimde verilmiş bulunmasına bağlıdır. Bütün belge ve bilgilerin sunulması söz konusu olmayan bir arabuluculuk girişimi, baştan başarısızlığa mahkumdur.    

Bundan başka, fikrimizce,  sigortacı ile olan uyuşmazlıklarda sigorta uyuşmazlıkları alanında uzmanlığa sahip arabulucu kullanılması da çok önemlidir. Genel hukuk bilgisi sigortacıya yönelik istemler hakkında arabuluculuk faaliyetini başarıyla sonuçlandırmaya çoğu durumda yetmemektedir. HUAK m.2’deki arabuluculuk tanımında açıkça arabulucunun “çözüm önerisi getirebilecek” düzeyde olması gerektiği hüküm altına alınmıştır.  Arabulucunun bu işlevini yerine getirmesi ise ancak sigortacılık alanında uzmanlığı bulunması halinde mümkün olabilecektir.       

ÜST SINIR OLMAMASI TAHKİM İÇİN SORUN

Sigortacılık Kanunu’ndaki tahkim usulü hakkında da şunları söyleyebiliriz: 

Şu ana kadarki uygulama göstermiştir ki, tahkime gidecek uyuşmazlığın parasal üst sınırının bulunmaması büyük sorunlar doğurmaktadır. Bu usul bir tür “small claim procedure” (düşük tutarlı uyuşmazlık çözümleme yöntemi) olarak düşünülmeli ve buna dönüştürülmelidir. Milyon tutarlı taleplerin kısa sürede yüzeysel inceleme ile karara bağlanmasından gerçek adaletin çıkabileceğini ümit etmek yanlıştır. 

Sigorta hakemleri tarafından verilen kararların adli yargıda benimsenen çözümlerle uyumlu olmasının gerekip gerekmediği de önemli bir problemdir. Her şeyden önce sigorta hakemlerinin, yerleşmiş adli yargı içtihatlarından farklı yönde karar verirken, sağlam gerekçelere dayanmaları ve neden değişik bir çözüm benimsediklerini ikna edici şekilde ortaya koyabilmeleri beklenir. 

Adli yargı, bir sorunu hakemlerin aksi yöndeki düşüncelerini ve gerekçelerini bilerek ve değerlendirerek farklı yönde karara bağlamış ve bu içtihat yerleşmiş ise, hakemler tarafından bunun yok sayılması bazı istenmeyen durumların ortaya çıkmasına sebep olabilecektir. 

– Uyuşmazlığın yargı denetimi sınırının üzerinde bulunması olasılığında yerleşmiş içtihada aykırı hakem kararı “bozulmaya aday karar” niteliğini taşıyacaktır. Bu ise, adli yargının içtihadını değiştirmesi ihtimali dışında, işin uzamasıyla sonuçlanacaktır. Son aşamadaki çözüm ise, hakemlerce verilen karardan farklı, adli yargının yerleşmiş içtihadı doğrultusunda olacaktır. 

– Uyuşmazlık yargı denetimi sınırının altında kalmakta ise, hakemlerin kararı kesin nitelik taşıyabilecektir. Bununla beraber, sigorta hakemleri, kendi inandıkları çözümlerde -adli yargının bunlara karşı olduğunu hiç dikkate almayarak, fakat sağlam ve ikna edici gerekçelere de dayanmaksızın– ısrar ettikleri takdirde, uygulamada ikilik yaratılmış olabilecektir. Bu da adalete olan güveni sarsmaya elverişlidir.  

Karara bağlanacak uyuşmazlığın karmaşık ve adli yargı tarafından esaslı inceleme ve değerlendirme yapılarak çözümlenmesinin yerinde olduğu hallerde sigorta hakemlerinin o çekişmeye bakmayarak işten el çekmeleri ve tarafları adli yargıya yönlendirmeleri uygun olur. Ülkemizde bu ilkenin de hayata geçirilmesi (sigorta hakemlerine böyle bir yetkinin tanınması) lazımdır. Sigortacılıkta tahkim, esaslı inceleme ile karara bağlanabilecek olan karmaşık uyuşmazlıkların çözümlenmesi bakımından uygun bir yöntem değildir.  

TEK HAKEM VARSA HUKUKÇU OLMALI

Kanımızca, hukukçu olmayan hakemlerin görevlendirilmesi, ancak somut uyuşmazlıkta bilirkişiye başvurma ihtiyacını devre dışı bırakmak amacıyla söz konusu olduğu takdirde makul görülebilir. Bir uyuşmazlığı çözüme bağlama (yargı), hukuk bilgisi gerektiren bir faaliyettir. Tek hakemin mutlaka hukukçu olması gerektiği; hakem heyeti görevlendirilen durumlarda ise heyette en az bir, tercihen de iki hukukçunun bulunmasının lazım geldiği fikrindeyiz. Hukukçu olmayan hakemin, o uyuşmazlıkta bilirkişiye başvurma lüzumunu önlemek (mesela hesap yapma, zarar tutarını belirleme) bakımından katkısı olabilecektir. 

Sigortacılık Kanunundaki tahkim usulünün başarıyla işletilebilmesi için şu gereklidir: Çözüm, yargılama sonucunda verilecek kararla şekillenmemeli; uyuşmazlık hakkında tahkim sistemi içinde “karar verilmesi” tamamen istisnai olmalıdır. Diğer bir anlatışla, sürecin karar aşamasından daha aşağı bir noktada tarafların anlaşması (sulh sözleşmesi veya talep sahibinin vaz geçmesi yahut diğer tarafın talebi kabul etmesi) ile son bulması sağlanmalıdır. Bunun için, hakemlerin işe el koyması öncesinde taraflar arasında uzlaştırma faaliyeti yürütülmesi gerekir. Bu faaliyet fikrimizce raportörler tarafından gerçekleştirilebilir. Alternatif uyuşmazlık çözümleme yöntemlerinde esas olan tarafların kendi çözümlerini üretmelerinin sağlanmasıdır. Türkiye, Sigortacılık Kanunundaki tahkim usulünü uzlaştırma değil, tam anlamıyla bir yargı faaliyeti olarak öngörmüş bulunmaktadır. Tarafların çözüm üretmek üzere birlikte çalışmaları yerine, mücadeleye girmeleri ve bundan galip çıkmaları (çıkmaya çalışmaları) biçiminde bir kurgu benimsenmiştir.      

* Yazı dizisinin ilk parçasına Sigortacı Gazetesi Ocak sayısından ya da www.sigortacigazetesi.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Avatar

Prof. Dr. Samim Ünan

samim@sigortacigazetesi.com.tr

İlginizi Çekebilir

Yorum Yapabilirsiniz.